20 Temmuz 2013 Cumartesi

Dünyamın güzeli martılar

Dünyamın güzeli martılar
Sizden nasıl da yok yere korkmuşum
Kaşık Ada’nın orda!
...
Dalın üstüme dalın
Vurun beni, urun
Denizanası kokan gagalarınızla!
Ah sizden ben nasıl da yok yere korkmuşum!

Bilmiyordum ki çünkü
Ben hem balığım hem kuşum

Ben ama hala anlayamıyorum ki
Bunca zaman niye sizden ayrı oturmuşum

UKDE, CAN YÜCEL
 

16 Nisan 2013 Salı

Martha Koyu

Burgazadası ''Martha Koyu''...

Trajiktir bu koyun öyküsü. Burgazadası'nda bir zamanlar ''Halikya'' diye bilinen, sonraları ''Madam Martha'' diye anılan koya adını veren sıradışı bir kadının öyküsüdür bu koy.

Balerin, alımlı, gösterişli Lübnanlı Katolik bir Ermeni idi Martha. 
Kocası Berç Kazar ise kendi halinde bir Ístanbul Ermenisi idi. Perşembepazarında hırdavatçılıkla uğraşırdı. Kışları Modada, yazları da Burgazadası'nda otururdu. Bu iki farklı dünyanın insanı karşılaştılar, birbirlerini sevip evlendiler. Bir de oğulları dünyaya geldi. 
Ama ne var ki Avrupalı bir kadın gibi özgür yetişmişti Martha. Davranış ve yaşam biçimi olarak o zamanlar herkesden farklıydı yapısı.
Süslü püslü giyinir akşamüstleri iskeleye inip kocasını karşılardı.  Doğaya,insanlara aşıktı tek kelimeyle. Kapısı herkese açıktı.Tek başına uzun yürüyüşlere çıkar, Burgazadası'nın masmavi sularında yüzer, yüzer, yüzerdi...Çünkü deniz onun can dostuydu.
Bu kadar güzellik, bu denli alım ve serbestlik göze geldi. Laf etmeye başladılar... Doğa yürüyüşlerini dedikodu malzemesi yaptılar. Denizde çıplak yüzüyor dediler, yıpratmak için ellerinden geleni yaptılar.
Rivayetlere göre, kocası Berç de bu söylentilerden etkilendi. Sürekli olarak surat astı. Yine o günleri yaşayanların anlattıklarına göre, delikanlılık çağına erişen oğlu Corc da tavır koymaya başladı.
Martha, bu haksız yakıştırmaları daha fazla kaldıramadı. Ve bir gün ''Artık rahat edersiniz'' diye bir not bırakıp bulduğu bütün ilaçları içti ve bir daha da hiç uyanmadı...

Olur da yolunuz düşerse Burgazadası'na ve inerseniz bu koya, Martha'yı anmayı, oradaki her kayada, her küçücük taşta ve her martıda bir anısı olduğunu unutmayın.

Oya İslimyeli Ulutin
 
Ada aşığı Oya İslimyeli Ulutin'in facebookta paylaştığı fotoğraf ve yazıyı sizlerle paylaşmak isterim. Teşekkürler Oya Hanım
 
Burgazadası ''Martha Koyu''...

Trajiktir bu koyun öyküsü. Burgazadası'nda bir zamanlar ''Halikya'' diye bilinen, sonraları ''Madam Martha'' diye anılan koya ad...ını veren sıradışı bir kadının öyküsüdür bu koy.

Balerin, alımlı, gösterişli Lübnanlı Katolik bir Ermeni idi Martha.
Kocası Berç Kazar ise kendi halinde bir Ístanbul Ermenisi idi. Perşembepazarında hırdavatçılıkla uğraşırdı. Kışları Modada, yazları da Burgazadası'nda otururdu. Bu iki farklı dünyanın insanı karşılaştılar, birbirlerini sevip evlendiler. Bir de oğulları dünyaya geldi.
Ama ne var ki Avrupalı bir kadın gibi özgür yetişmişti Martha. Davranış ve yaşam biçimi olarak o zamanlar herkesden farklıydı yapısı.
Süslü püslü giyinir akşamüstleri iskeleye inip kocasını karşılardı. Doğaya,insanlara aşıktı tek kelimeyle. Kapısı herkese açıktı.Tek başına uzun yürüyüşlere çıkar, Burgazadası'nın masmavi sularında yüzer, yüzer, yüzerdi...Çünkü deniz onun can dostuydu.
Bu kadar güzellik, bu denli alım ve serbestlik göze geldi. Laf etmeye başladılar... Doğa yürüyüşlerini dedikodu malzemesi yaptılar. Denizde çıplak yüzüyor dediler, yıpratmak için ellerinden geleni yaptılar.
Rivayetlere göre, kocası Berç de bu söylentilerden etkilendi. Sürekli olarak surat astı. Yine o günleri yaşayanların anlattıklarına göre, delikanlılık çağına erişen oğlu Corc da tavır koymaya başladı.
Martha, bu haksız yakıştırmaları daha fazla kaldıramadı. Ve bir gün ''Artık rahat edersiniz'' diye bir not bırakıp bulduğu bütün ilaçları içti ve bir daha da hiç uyanmadı...

Olur da yolunuz düşerse Burgazadası'na ve inerseniz bu koya, Martha'yı anmayı, oradaki her kayada, her küçücük taşta ve her martıda bir anısı olduğunu unutmayın.

Oya İslimyeli Ulutin